|
Nazım Hikmet 3
yıldan fazla kaldığı Rusya'dan, Türkiye'ye dönerken bir çoklarının
iddia ettiği gibi, dönüş sebeplerinin başında aile hasreti, yurt
sevgisi bulunduğu kuyruklu yalandır. O artık tahsil gördüğü
ihtilal üniversitesinde, ihtilalin metodlarını öğrenen, tecrübeli
bir ihtilalci gibi yetiştiğine inanarak, Türkiye'de ise ortamın
müsait olduğunu hayal ederek yola çıkmıştı.
Bu mevzuda hiç
şüphesiz en iyi, en doğru bilgiye sahip kişi, O' nunla Moskova'ya
kaçan aynı üniversitede tahsil gören Vala Nurettin' dir.
Öyle ise herşeyden önce onu dinleyelim:
"Bir Hintli
arkadaşı Nazım'ın hayatını etkiledi. Sonradan Hint komünist
partisinde yüksek bir mevki aldığını öğrendiğimiz SAFTER' di bu..
Durmadan kitap okur, fakat öğrendiklerini kendine helal etmez, bir
nevi oburluk sayardı. Başkalarının nasibini yutuyormuş, fazla
şişmanlıyormuş gibisine.. Nazım'a dert yanarak
- Biz
burada manevi tüketiciler durumundayız. derdi. Memleketlerimize
gidip manevi üretici olmanın yoluna bakmalı..
Nasılmış
yani? Tahsil yetermiş. Politikaya atılmalı, haksızlıkları yenmeli,
dünyanın nizamını bir an önce düzeltmeliymiş.. Nazım birdenbire
toparlandı:
- Ben
gidiyorum. dedi.
- Nereye?
-
Türkiye'ye dönüyorum. Türkiye'ye dönmüştü ailesiyle. Ahmet Cevdet
ve Şevket Süreyya zaten yurda dönmüşlerdi. Bense son merhale olan
Lektör grubunu bitirmek azmindeydim. Yarı bırakmak istemiyordum.
Öğretmenler kadrosundaydım. Üstelik yeni evlenmiştim. Kızım
Süreyya doğmak üzereydi. Onları da Türkiye'ye getirmek
azmindeydim. Nazım'la garda vedalaştık. O da Sovyet
memleketleriyle bir şiiriyle vedalaştı.
Meşrutiyet
jöntürkleri nasıl 1789 Fransız İhtilalini milletlerarası yönüyle
benimsemişlerse, Nazım' da 1917 ihtilalini öyle milletlerarası
yönüyle benimsemişti. Bu ruhi haletini yansıtan mısralarını uzun
bir poeminden naklediyorum: |